Neden Teslimiyet Gerekir ?

 

Kamil mürşid, şahsıyla değil, temsil ettiği makam itibariyle teslimiyet ve itaati hak etmektedir. O, müminlerin terbiye işini yürüten bir takva imamıdır. Allahu Teala’nın ve Rasulünün (s.a.v) emirlerini tebliğ ve tatbikle görevlidir. Yani, imamlığını yürüttüğü alanda “ülü’l-emir”dir. Ülü’l-emir, iş, yetki ve emir sahibi demektir. Fakihler fetva işinde, kamil mürşitler de terbiye işinde ülü’l-emirdir, yani yetki sahibidir. Bunun için aşağıda mealini vereceğimiz ayet-i kerimelerde müminlere bu sıfattaki bir kimseye itaat emredilmektedir:

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan ülü’l-emre (idare ve işinizi yürüten imamlara) da itaat edin.”(Nisâ 4/59.)
“Bana yönelen kimsenin yoluna uy!”(Lokmân 31/15.)

Mürşide teslimiyet, manevi terbiyenin ve tedavinin gereğidir. İşin icabı budur. Hasta, kendi başına tedavi görüyorken, ona kimse karışmaz, fakat bir doktora gelip tedavi olmak istediğini söyleyince, doktor ona: “ben ne dersem onu yapacaksın, aksine gitmeyeceksin, yoksa şifa bulamazsın!” der. Hasta da, hastalığından kurtulmak istiyorsa, aklına değil, doktora güvenmelidir ve ona teslim olmazsa derdinden kurtulamayacağını bilmelidir.

İmam Gazâlî’nin (rah.) belirttiği gibi;(Gazalî, İhyâ, IV-72-73.) maddî olsun, manevî olsun, her türlü hastalığın tedavisi ancak şu şartlarla gerçekleşir:

1-Kendisinde bir hastalık bulunan kimse, önce hastalığını kabul etmelidir. Kendisini hasta görmeyen kimse, ilacını ve çâresini aramaz. Onun için, doktorlar ve ilaçlar hiçbir şey ifâde etmez.

2-Hastalığını kabul eden hastanın, bu hastalığın bir ilacının olduğuna, Allahu Teala’nın, her hastalığa muhakkak bir ilaç yarattığına inanması gerekir.

3-Hastanın, kendisini tedavi edecek mütehassıs bir doktora inanması ve ona teslim olması gerekir. Böyle mütehassıs bir doktor bulmadıktan sonra, hastalığa ve ilacın varlığına inanması bir fayda vermez.

4-Ayrıca, doktorun verdiği ilaçları kullanmak ve yazdığı reçeteyi uygulamak lazımdır. Doktorun verdiği talimata uymayan kimse, hastalığını tedavi edemez. Bu hâlde, ilacın ve doktorun varlığı, ona bir fayda vermez.

Allah yolunda yürümek ve yükselmek isteyen bir kimse, önce, kendisinin ilahî rahmete ne kadar muhtaç olduğunu, nefsinin marifetullahı tahsilden çok âciz bulunduğunu anlamalı; kalbinin hasta olduğuna inanmalı, ilacını ve doktorunu aramalı, doktorunu bulunca da ona sımsıkı sarılmalıdır.

Nakşibendî büyüklerinden Alaüddin Attar (k.s), demiştir ki:

“Hak talibi, mürşidin teveccühüne engel olacak şeylerden kalbini temizlemelidir. Ancak ondan sonra ilahî feyzi almaya hak kazanır. İlahî feyizde eksiklik ve kusur yoktur; eksiklik ve kusur onu isteyendedir. Mürit, mürşidinin teveccühünü kazanıp muhafaza etmedikçe, şahsının hiçbir kıymetinin bulunmadığını iyice kalbine yerleştirmelidir.”(Raşahat (Sadeleştiren: N. Fazıl), 104.)
Kendisini kamil gören ve hiç kimseye ihtiyacı olmadığını düşünen bir kimse, asla kamil olamaz. Allahu Teala, ayet-i kerimede, kendisini yeterli bulan ve zengin gören kimsenin, devamlı azacağını bildirip, kemalatın tevazu ve takvada olduğuna işaret buyurmuştur.(Alak 96/6-8. Ayetlerin tefsirine bakınız.)

Kendisine tabi olup, kalp hastalıklarımızı tedavi ettireceğimiz bir mürşidin kamil ve mükemmil olması gerekir. Kamil ve mükemmil sıfatları bulunmayan ehliyetsiz bir kimse konumuzun dışındadır. Bu tür kimseler, tabi olunmaya değil, ehlinin elinde tedavi edilmeye muhtaçtır. Tabii ki, hâlini anlayıp gereğini düşünürse.
Şimdi, Allah yolunda delil yapılan bir kamil mürşide nasıl teslim olunacağını ve bunun boyutlarını görelim.

Dr. Dilaver SELVİ
www.menzil.net'ten alınmıştır.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


categoria commentoYorum (0) data22/12/2006

Paylas

Yorumlar

Yorum Gönder

Adınız :

Yorum Başlık:

Yorumunuz: